Posts Tagged ‘midilli’de nerede kalınır?’

MİDİLLİ ADASI (Lesvos)


2012
08.03

Bir o kadar yakın ve bir o kadar da uzak…

Yaklaşık bir ay öncesinden planladığımız Midilli Adası’na yapacağımız kısa tatilimiz Cuma sabahı sabat 6’da İzmir’den Ayvalık’a doğru yola çıkmamızla başlıyor. Tatile gidiyoruz ya erken kalkmak o kadar da sorun olmuyor. Bizim için tatilin bir önemli kısmı da yemek yemek, bu nedenle evimizin hemen yakınındaki fırından sıcak sıcak gevreklerimizi alıyoruz, yolda durup vakit kaybetmek istemiyoruz. İzmir – Ayvalık yolculuğumuzu hiç mola vermeden yaklaşık 2 saatte tamamlıyoruz ve feribot biletlerimizi alacağımız Turyol acentesini limanın tam karşısında buluyoruz. Ayvalık’tan Midilli’ye yaz döneminde her gün sabah gidiş ve akşam dönüş yapan feribotlar mevcut. Sabah saat 9’da giden feribot akşam 19’da geri dönüyor. Biz gidiş dönüş kişi başı 30 € ödedik. Tabii ki yurtdışı çıkış harcını da unutmayın.  Limandan çıkış yaparken pasaport kontrolünde satın alabilirsiniz. Feribot biletlerimizi bir acenteden aldık, ancak kendilerinden memnun kalmadığım için burda isimlerini belirtmek istemiyorum. Sanırım direk Turyol’dan da alabilirsiniz. Bu arada limanın yanındaki otoparka arabanızı bırakabilirsiniz, günlüğü 10 TL.

Biletlerimizi aldıktan sonra, kalan vaktimizde limadaki kafede çay içip, kapıların açılmasını bekleyerek geçiriyoruz. Ayvalık limanı maalesef çok kötü, nedendir bilinmez free shoplar kapatılmış. Bomboş sevimsiz bir bina… Feribotumuz saat 9.30 gibi hareket ediyor, yolculuğumuz yaklaşık 1,5 saat sürüyor. Şansımıza feribot çok kalabalık değil, buna rağmen pasaport kontrolü Midilli’de biraz uzun sürüyor.

Midilli limanı Ayvalık’a göre daha güzel, en azında free shopı var:) Ancak çok enterasan bir şekilde kaptan bizim girişte free shopa girmemize izin vermiyor, sanırım Midilli’ye özgü bir kural. Biraz uyku sersemi olmam, biraz da sıcağın etkisi ile bunu sorgulamıyorum. Pasaport kontrolünden geçtikten sonra, arabamızı teslim almak üzere, hemen limanın karşısındaki Blue Sea Otel’in altındaki kiralama şirketine gidiyoruz.  Burda biraz kaos yaşıyoruz, çünkü rezervasyonumuzu bulamıyorlar. Ya bizim acenteden kaynaklı yine ya da onlardan, bilemiyoruz… Yalnız kiralama firmasında adam çok yardımsever, biz bu bekleme süresinde hemen yan taraftaki Haciende Kafe’ye oturup, Midilli ile ilgili pek çok yerde yazılan yazılarda okuyabileceğiniz meşhur Frappesini sipariş ediyoruz. Ben dondurmalı istiyorum, Seçocan sade.  Hangi kafeye oturursanız oturun hemen size bir bardak soğuk su getiriyorlar ve bunun için para almıyorlar. Bence kesinlikle örnek alınmalı. Frappeyi sade içerseniz gerçekten epey sert, size tavsiyem orta veya dondurmalı olanını tercih etmeniz. Biraz şekerli oldu mu daha lezzetli oluyor.

Yaklaşık 40 dakika içinde arabamız hazır oluyor, Kia picanto. Sanırım lastikleri Vespa ile aynı büyüklükte. Adam bize arabayı anlatıyor, kilitler ile ilgili birşeyler söylüyor, tam anlamıyoruz ama anlaşmış gibi yapıyoruz. Sonradan farkediyoruz ki otomatik kilit yokmuş, her kapıyı ayrı ayrı kilitlemen gerekiyor.  Bir çok yerde bu yüzden mutlaka ya bir kapıyı ya da bagajı açık unutuyoruz. Midilli epey büyük bir ada, gezmek için mutlaka araba kiralamanızı tavsiye ederim. Biz 2,5 gün için toplam 75 € ödedik. Benzin biraz pahalanmış. Ama yine de toplam 60 € ile yaklaşık 500km yol yaptık. Tabii yollarda ekstra virajlı olduğu için, biraz daha fazla yakıyor araba. Yine yolların darlığından dolayı, kesinlikle küçük araba kiralamanızı tavsiye ederim. Ama üstüne biraz daha koyup, bir üst segment kiralamakta fayda var, bir yerden sonra araba çok konforsuz olabiliyor.

Kiralama firmasındaki adam bize güzelce gidilebilecek yerleri , nerelerde yemek yememiz gerektiğine kadar detaylı bir şekilde anlatıyor. Özellikle böyle küçük yerlere gittiğiniz zaman bence önceden çok da araştırmaya gerek yok, etrafınızdaki  yerel halktan bolca bilgi alabiliyorsunuz.

Otelimiz Neopoli bölgesinde, biraz içeride kaldığı için çok kolay bulamıyoruz. Midilli’de genelde otellerin sahilleri yok ama denize girebileceğiniz çok güzel sahiller var. O nedenle biz de denizi olmayan bir otel tercih ediyoruz. Neopoli, eskiden Midilli’nin zenginlerinin yaşadığı bölgeymiş, merkeze yani Mytilini’ye yaklaşık 3-4 km uzaklıkta. Havalimanı yolunu takip ediyorsunuz, yolun bir tarafı deniz, diğer tarafında ise inanılmaz güzellikte evler var, çoğu eski. Neopoli’de deniz çok güzel değil, o yüzden size burda denize girmenizi tavsiye etmem.

Otelimiz Oikies Small Elegant Houses. Toplam 10 tane küçük evden oluşuyor. Otelin sahibi Dimitri ve eşi bizi çok güzel karşılıyorlar. Dimitri’den de detaylı bir şekilde adada yapılacakları dinleyip not alıyoruz. Otel muhteşem, küçük bir havuzu var, ancak biz havuzu tercih etmiyoruz, etrafta bu kadar güzel deniz varken… Odamız, küçük bir salon ve yatak odasından oluşuyor. Küçük de bir mutfağı var, uzun süreli kalacaksınız ideal. Evimizin bir de terası var :) Sabahları kahvaltı odanıza servis ediliyor. Uyadığınızda arayıp, istiyorsunuz. Bence süper bir fikir ve çok rahat ve çok lezzettli :) Sabahları Dimitri telefonu hep “Günaydın” diye açıyor, müşteri ilişkileri 10 üzerinden yıldızlı 10. Toplamda 2 gece için kahvaltı dahil 180 € ödüyoruz. Sanırım bu tarz bir otele Türkiye’de bunun en az 3-5 katı fazla para öderdik… Otelin internet sitesinde Türkçe de var. http://www.ikieslesvos.gr/turkish.htm

Odamıza yerleşip, mayolarımızı giyiyoruz. İlk duragimiz Molyvos ve Petra. Yaklaşık 50km uzaklıkta. Ama yollardan dolayı oraya ulaşmak yaklaşık 1,5 saat sürüyor. Akşam yemeğini de dönüş yolu üzerindeki bir kasabada yemeğe karar veriyoruz. O yüzden akşam için kıyafetlerimizi de alıp, yola çıkıyoruz. Saat 13.00. Mytilini’den Molyvos’a giden iki yol var. Biri içeriden diğeri sahilden. Biz içteki yolla gidip, sahildeki yoldan dönmeyi planlıyoruz. Saat 14.30 gibi ilk durağımız olan Petra’ya varıyoruz. Petra, sahilde tavernaların olduğu küçük bir yer. Her taverna, kumsalda kendi şezlonglarını ve şemsiyelerini yerleştirmiş. İsterseniz sadece bir kahve için, bunlardan faydalanabiliyorsunuz. Bizim gittiğimiz her sahilde hep aynı mantık var. Hepsinde duş ve soyunma kabini de var. Bunları görünce, haftasonları Çeşme’de rahat bir yerde denize girmek için ödediğimiz paraları düşünüp, üzülüyoruz. Aldığımız mükemmel (!) servis de cabası….

Gözümüze kestirdiğimiz, en Yunanlı görünen tavernaya oturuyoruz. Çok güleryüzlü bir amca bizi karşılıyor. Kendi aramızdaki konuşmamızdan hemen Türk olduğumuzu anlıyor, ve gülümsemesi bir kat artıyor. Biraz sohbet ediyoruz,  dedesi istanbul’da doğmuş… Çok açız, menüdeki herşeyi yemek istiyoruz. Bizim için olmazsa olmaz Grek salata ile siparişimize başlıyoruz, yanına cacık, patlıcan kızartma (patlıcanları galeta ile kızartmışlar muhteşem), kalamar tava, ahtapot ızgara ve patates kızartması sipariş ediyoruz. Tabii ki yanına yarım litrelik Mythos. Sahildeki herkes rahat, o yüzden kimse sonrasında bizim göbeğimize bakmayacaktırın rahatlığıyla çatlayana kadar yiyiyoruz.  Ortalama yemeğe içiki dahil verdiğimiz para 30-40 € arası, eğer ki pahalı bir balık yemiyorsanız. Ama size tavsiyem, bol bol meze tarzı tatları yemeniz, çünkü hepsi muhteşem. Bu arada bir not daha ki porsiyonlar çok büyük geliyor.  O yüzden bizim gibi açgözlülük yapıp, bir sürü şey söylemeyin :)

Yemeğimizi bitirdikten sonra, şezlonglara geçiyoruz. Karnımız kocaman. Biraz dinlenip, denize girmeye karar veriyoruz. Deniz muhteşem, bizim Özdere denizine benziyor. Girişi biraz taşlık ama su inanılmaz derece de berrak… Şansımıza dalga yok, burası akşamüstüne doğru dalga alıyormuş. Petra’da bir süre daha kaldıktan sonra, hemen buraya yakın bir başka koy olan Anaxos’a gidiyoruz. Ama açıkcası burda deniz çok hoşumuza gitmiyor, epey dalga var. Bu arada sahile giden yol epey bir dar, bilginiz olsun.

Burdan çıkıp Molyvos’a doğru yola çıkıyoruz. Molyvos, deniz kenarında dağların yamacına kurulmuş, bir şehir.  Şansımıza o gün hava rüzgarlı değil,  ve denizi muhteşem görünüyor. Biraz fotoğraf çektikten sonra, sahile iniyoruz, denize girmek için… Hayatımda girdiğim en güzel deniz, akşamüstü olmasında da kaynaklı belki, deniz havuz gibi. Dipte bir sürü küçük denizyıldızı var…  yaklaşık 1 saat içinde 3 kez burda denize giriyoruz, denizine doyamıyoruz… Sahilde yine şezlong ve şemsiye var.  Normalde ücretli sanırım ama biz geç gittiğimiz için kimse yok, ve boş bir yere oturuyoruz.  Buranın güzelliği aklımızda kalarak, artık mayolarımızdan kurtulup, giyiniyoruz ve yemek yemek için yola çıkıyoruz.

 Ancak ilk durağımız adanın en tepesinde bulunan Vafeios.  Burada bir taverna var, isterseniz yemek de yiyebilirsiniz.  Biz ada manzarasını ve güneşin batışını izleyip, Skala Skamnia Harbor’a doğru yola çıkıyoruz. Burası küçük bir sahil kasabası ve sahilde iki tane taverna var. Birini seçip otuyoruz.

Garsonumuz yine çok güleryüzlü. Bize tereyağında karides ve içi peynir, domates ve maydanoz ile doldurulup, kızartılmış kalamar tavsiye ediyor.

Seçocan, zeytinyağı ile tavada pişen adanın meşhur peynirinden (ladotiri)  istiyor ve  peynir canavarı kocam bu peynire bayılıyor.  Uzomuzla birlikte çok lezzettli mezeler eşliğinde ve etrafımızdaki 9 kedi yavrusu ile birlikte keyifli bir akşam geçiriyoruz.  Yemeğin üstüne, Seçocan bir türk kahvesi söylüyor ve yola çıkıyoruz. Bu arada Skala Skamnia’da köşede çok güzel el yapımı objeler satan bir dükkan var. Biraz pahalı ama çok farklı hatıra alınabilecek şeyler bulabilirsiniz. Bir sevimlibir gemicik alıyoruz, tepesinda bulutlar olan. Sahibi olan bayan da çok güleryüzlü. Bu kasabada doğmuş ve büyümüş… Hayatları gerçekten bizim gibi büyükşehirlerde yaşanlara göre çok farklı… Dönüş yolu, hem yolu bilmememiz, hem gecenin etkisi hem de virajlardan dolayı ve arabamızın konforsuzluğu ile birleşince, biraz zor geçiyor. Yaklaşık 1 saat sonra otelimize varıyoruz ve hemen uyuyoruz. Ertesi gün rotamız Güney, Plomari…

Sabah kahvaltımızı küçük ama sevimli terasımızda yaptıktan sonra, saat 10 gibi yola çıkıyoruz. Yaklaşık 1,5 saat süren yolculuğumuzun ardından Plomari’ye varıyoruz. Burası eskiden sanayinin olduğu ve liman şehri olarak kullanılan bir yermiş. Ama şimdi tamamen yazlık bir kasaba karşımıza çıkıyor. Denize girecek sahil aramadan önce,  Plomari’nin sahilde bir kafeye oturup, frapelerimizi içiyoruz. Ardından Plomari’nin biraz ilerisinde bulanan Melinda plajına gidiyoruz.

Plajda 5-6 tane şemsiye var, bir de taverna. Büyükçe sayılabilecek bu plajı, ikiye ayıran bir kayalık göreceksiniz. Adanın gençleri, kayalığın tepesindeki gölgelikten faydalanıyorlar. Hiç vakit kaybetmeyip, denize giriyoruz. Deniz yine muhteşem. Girişi her zamanki gibi taşlık (ama ben bunu seviyorum).  Biz deniz ayakkabısına hiç ihtiyaç duymadık, genelde bir iki adım atıp yüzmeye başlıyoruz. Deniz akvaryum gibi, çeşit çeşit balık var.  Çıkmak istemiyoruz. Artık üşümeye başladığımızı hissedince çıkıp, biraz sahilde dinleniyoruz, uyuyoruz. Müthiş huzurlu, ve sessiz. Karnımız acıkınca tavernaya geçiyoruz. Adını hatırlayamıyorum ama zaten bir tane var. Çok sevecen bir çocuk bize yardımcı oluyor. Yine fiks, grek salata, kalamar, ve patateslerimizi Mythos’larımız eşliğinde yiyiyoruz. Üstüne ikram olarak koca bir tabak kiraz geliyor. Yemekte biraz oyalandıktan sonra, tekrar aşağıya iniyoruz ve deniz keyfine devam ediyoruz.  Taverna’nın masa örtülerini ben çok beğenince,  nerde bulabileceğimizi soruyorum. Plomari’de aldıklarını söyleyince, dönüşte bakalım diyoruz. Melinda’dan çıkınca Plomari’ye giderken yol kenarında bir koy gözümüze çarpıyor.  Aşağıya inen bir yol var ama o koyda bulunan iki eve iniyor. Sanıyorum özel bir plaj. Ama boşluktan istifade biz aşağıya iniyoruz, toprak bir yoldan. Deniz burada da muhteşem.  Güzelce keyfini çıkarıp, yukarı çıkıyoruz ve dönüş yoluna geçiyoruz.

Plomari’de biraz dolaştıktan sonra (masaörtülerini bulamadık, öyle bir çarşı da bulamadık), Ag. Isıdoros plajına gidiyoruz. Burası da gerçekten muhteşem. Plajda bulunan marketten içecek birşeyler alıyoruz ve karşılığında şezlongları ve şemsiyeye para ödemiyoruz.  Bu çok hoşumuza gidiyor, çünkü bir şezlonga şemsiyeye dünyanın parasını ödemeye ve karşılığında bir bardak su bile alamamaya alışmışız…

Akşamüstü denizinin de bolca keyfini çıkardıktan sonra, artık mayolarımızdan kutulup, akşam kıyafetlerimize geçiyoruz.  Planımız direk Mitilini’ye dönmek çünkü otele gidip vakit kaybetmek istemiyoruz. Güneşin hemen batışından sonra Mitilini’deyiz. Gerçekten manzara muhteşem.

 

Çok Meşhur çarşısı Ermou Caddesindeki bütün mağazalar kapanmış. Turistik bir ada olmasına rağmen,   bu bize biraz garip geliyor. Mitilini’nin içinde yemek için gözümüze çarpan bir yer oluyor. Ama orası da Ermou’da sokak içinde olunca, vazgeçiyoruz. Arabaya atlayıp, hemen kalenin biraz ilerisinde birçok balıkçıyı bulabileceğiniz yere gidiyoruz. Buradakilerden birini seçip otuyoruz. Yaklaşık yarım saat içinde tüm masalar doluyor. Seçocan bugün farklı tatlar denemek istediğini söylüyor. Garsona bize mezeleri göstermesini istiyoruz, çünkü bazılarının ingilizcesini yazmamışlar, merak ediyoruz. Mutfaktaki teyze bize tüm marifetlerini gösteriyor. Bir çok kelime aynı olduğu için anlaşmakta zorluk çekmiyoruz. Bu sevimli mutfak turumuzun ardından, fava ama bezelyeli, tavada zeytinyağı ile pişmiş ladotiri peyniri, koca bir tabak sardalya tava, füme sardalya, tabi ki grek salata ve kabak çiçeği dolması sipariş ediyoruz, Barbayanni ile birlikte. Barbayanni’nin iki farklı rengi var, yeşil olan %2 daha az alkollü sadece… Fava lezzetli ama sadece bakladan olmasını tercih ederim. Yine porsiyonlar kocaman geliyor.

Kabak çiçeği dolması bizimkisinden epey farklı. İçinde peynir var ve galeta unu ile kızartılmış. Gerçekten çok lezzetli ancak 4 tane bize fazla geliyor. Sardalyaların bir kısmını da masamızı ziyaret eden kediciğe ikram ediyoruz. 

Yemeğimizi bitirdikten sonra, Mitilini’nin meşhur ve eski bir kafesine gidiyoruz. Sahilin hemen sonunda limanın aksi istikamette. İsmini hatırlayamadım, ama mutlaka görürsünüz. Kocaman kapıları var ve içerisi gerçekten muhteşem. Porto’da gittiğim ünlü eski bir kafe vardı. Oraya çok benziyor. Burada biraz vakit geçirdikten sonra,  otele geri dönüyoruz. Yarın son günümüz…

Biraz risk alıp, bugün de uzak biryerlere gitmeye karar veriyoruz. İlk durağımız Neopoli’ye yani otelimize yarım saat mesafede bulunan Ag. Ermogenis.

Bu plajda küçüçük bir kilise yer alıyor. Nedense burayı bize ne otel  ne de kiralama firmasındaki adam tavsiye etmedi ama ben internetten gördüğüm ve hayran kaldığım resme binayen gidelim diyorum. İyi ki de gitmişiz. Koya inerkenken ki manzara inanılmaz. Yalnız sahilde şezlong ya da şemsiye yok. Küçük bir taverna var. Pazar günü olması nedeni ile sahil biraz kalabalık. Ama biz erken gittiğimiz için şanslıyız. Birer frape içiyoruz ve eşyalarımızı masada bırakıp denize giriyoruz. Bolca keyif yaptıktan sonra, üstümüzü değiştirip yola koyuluyoruz yine. Bugün vaktimiz sınırlı.Sonraki durağımız adanın en yüksek dağı olan Olympus Dağı’nın eteklerine kurulmuş olan  Agiasos köyü.

 

Burada arabamızı köyün girişne parkedip, içeriye doğru yürüyoruz.  Midilli’de mutlaka denemelisiniz dedikleri içinde muhallebi olan börekten alıyoruz, yanında da onlara özgü aslında noel arefesinde yaptıkları içinde peynir olan ama tatlı bir ekmekten alıyoruz. Bunu ben çok beğenmiyorum, ama muhallebili börek gerçekten çok güzel. Yalnız mutlaka sıcak ve tazeyken yemelisiniz. Yoksa hamur oluyor :)  Biz denedik ve gördük.

Agaisos’tan çıktıktan sonra hızlı bir şekilde Vatera’ya doğru yola çıkıyoruz. Vatera, Midilli’nin en uzun plajıymış. Plaj boyunca bir çok taverna var. Buralara oturup, birşeyler içebilirsiniz, yiyebilirsiniz. Hepsinin şezlong ve şemsiye hizmeti de var. Biz içlerinden birini seçip, son günün şerefine yine en sevdiğimiz yiyecekleri sipariş ediyoruz.  Bize servis yapan garson futbol meraklısı çıkıyor. Seçocan’ın üzerindeki Galatasaray tişörtünü de görünce başlıyorlar sohbete :) Derin futbol sohbetinden sonra, yemeğimizi bitiyoruz ve denize girmek için sahile geçiyoruz. Hava burada daha sıcak. Ama deniz bu kadar uzun ve açık bir sahil olmasına rağmen dümdüz, hiç dalga yok. Son deniz keyfimizi de yaptıktan sonra, burada üstümüzü değiştirip, dönüş yoluna geçiyoruz. Saat 17.00 de arabayı teslim etmemiz gerekiyor.

Ve başladığımız noktadayız… Arabamızı teslim ettikten sonra,  yoğun sıcağı biraz atmak adına limanın biraz ilerisinde bulunan dondurulmuş yoğurt satan kafeye gidiyoruz. Ardından limanın yakınında bulunan ve Midilli’ye ait tüm yiyecek, içecek, hediyelik eşya vs bulabileceğiniz mağazadan ihtiyaçlarımızı alıp (peynir ve uzo:) ) Hacienda’ya dönüyoruz.  Son frapelerimizi de içtikten sonra, pasaport kontrolü için limana giriyoruz.  Feribotumuz saat 19.00 da hareket ediyor…

Midilli’ye el sallayarak veda ediyoruz…

Yanınıza almanız gerekenler:

  • Bolca mayo (ya da varsa çabuk kuruyanlardan daha az alabilirsiniz :) )
  • Lastik deniz ayakkabısı (ayaklarım çok hassas diyorsanız)
  • Terlik, şort, tişört vs (rahat kıyafetler)
  • Havlu (oteller genelde küçük olduğu için deniz havlusu yok)

Yanınıza almanıza gerek olmayanlar:

  • Topuklu ayakkabı (topuksuz giyemiyorum diyorsanız bilemeyeceğim)
  • pantolon
  • ceket-hırka vs (eğer Temmuz-Ağustos’ta gidiyorsanız)