GÖCEK & KAŞ

2012
02.07

Unutulmayacak bir yaz tatili…

Vizesi ile uğraş, bir de euro arttı derken; bu seneki yaz tatilimizi aslında başka yerlerde bulamayacağımız ülkemizin güzelliklerini görerek geçirmeye karar verdik Aslında bundan önceki planımız da 6-7 kişi birlikte bir yat kiralamaktı ama ne yazık ki özel sektör çalışanları olarak, tatil zamanlarımızı birlikte ayarlayamadığımızdan dolayı bu plana başka bir yaza kaldı.

Kaş’a yıllar önce en son annemlerle birlikte gitmiştim. Ama daha önce orada kalmadığımız için, asıl güzelliklerini keşfedememişim. Yine de yıllar öncesinde aklımda kalan mavi-turkuaz rengi ile Kaş benim için uçsuz bucaksız bir deniz demekti.

Kaş yolculuğumuzun ilk molasını Göcek’te verdik. Cumartesi akşamı geç saatlerde vardığımız Göcek’teki planımız yat turuna çıkmaktı. Kaldığımız Mesken Butik Otel’in tavsiyesi ile gittiğimiz yat turu muhteşem geçti. Göcek’in gözlerinizi alacak kadar parlak olan mavi koylarında turda ikram edilen balık, kesinlikle uzun süredir yediğimiz en lezzetli balıklardan biriydi. Göcek, sakin ve genelde yatların uğrak yeri olan bir belde. O nedenle yemek için çok fazla seçenek sunmayabilir size…

Yat turu sonrası, otelde biraz dinlendikten sonra, arkadaşlarımızdan aldığımız tavsiye ile Fethiye’deki meşhur balık haline gitmeye karar verdik. Fethiye Göcek arası yaklaşık 10-15dk sürüyor. O yüzden rahatlıkla akşam yemeği için gidebilirsiniz. Buraya gitmek kolay ama bizim için balık halini bulmak biraz zor oldu. Sanırım Güzelbahçe’deki balık halinden alışkanlık, biz deniz kenarında bir yer aradık.  Ama Fethiye’deki balık hali yani restoranların olduğu yer, içeride kalıyor. Kokuları takip ederseniz kesin bulursunuz, şahsen biz öyle yaptık:) Balık halinde birçok küçük restoran var, bunların en büyüğü Hilmi’nin Yeri. Mekânın güzel tarafı, birkaç müzisyen çok güzel fasıl şarkıları söylüyor, biz de onlarla birlikte benim favori fasıl şarkılarımdan biri olan “Seni ben ellerin olsun diye mi sevdim” parçasını söyledik :) Akşam yemeğimizi meze ve ara sıcaklar olarak geçiştirdik. Hepsi de çok lezzetliydi. Kesinlikle buraya uğramanızı tavsiye ederim. 

Ertesi gün kahvaltıdan sonra, Seçocan’a terlik almak için Göcek’in içine gitmeye karar verdik. Yine sevgili karısı yani ben diğer rahat terliklerini yazlıkta unuttuğu için evde olanları yanımıza almıştık, onlar da Seçocan’ımın ayağını yara yaptı (bende de şans olsa)… Bu arada Göcek’in içine gitmeye karar verdik yazınca, uzak olduğunu düşünmeyin… Mesken Otel’in kullanabileceğiniz bisikletleri var. Uzun yıllardır bisiklete binmeyince, sıcağa rağmen bisiklete binmek epey eğlenceli oldu. Bisikletle otelden Göcek çarşısına gitmek 5 dk:) Çarşıdan Seçocan’a terliğini, kendime de yeni bir yüzme gözlüğü ve tatilci şapkası aldıktan sonra şöyle sahilde bir tur atıp, eşyalarımızı toparlamak ve yola çıkmak için otele geri döndük. Bir sonraki durağımız Ölüdeniz’di.

Ölüdeniz de yine çocukluğumdan hatırladığım lacivert renkli, “ya bu kadar da düz deniz olur mu” diye düşündüğüm bir de kendileri hiç gittiler mi bilemiyorum ama anneannemlerin evinde yıllardır resmi bulunan yerdi… Ancak ne yazık ki, kalabalık ve belki de daha önceden alınmayan bir takım tedbirler, bu denizin eski temiz güzelliğini kaybetmesine neden olmuş… Dayanılmaz sıcağa rağmen, orada biraz oturup, denize girdik. Yine de Ölüdeniz’de denize girmek bir hayli keyifli. Özellikle bir anda derinleşen ve koyu laciverde dönen rengi ile deniz burada hala muhteşem…

Ölüdeniz’den öğlen gibi ayrılıp, Saklıkent’e doğru yola koyulduk. Saklıkent’e de ilk defa 15 yaşındayken gitmiştim. Sıcak bir Temmuz ayıydı ve oranın serinliği bize cennet gibi gelmişti. Suyu o kadar soğuktu ki, ben sadece ayaklarımı sokmuştu. Yine de abim yüzmeyi başarmıştı. Saklıkent yine aynı güzellikte ve serinlikte bizi karşıladı. Saklıkent yolu üzerinde birçok küçük restoran var. Hepsinde ya alabalık ya da bıldırcın satılıyor. Ben normalde tatlı su balığını çok sevmem, ama dayanamayıp Saklıkent’te alabalık yemeye karar verdik. Maalesef alabalık için çok olumlu şeyler yazamayacağım, belki de yediğimiz yerden dolayıdır, ama yine de deniz balığının lezzetini aramamak lazım… Buradan çıkıp, hemen 1 km mesafede bulunan Gizlikent Şelalesi’ne de uğramaya karar verdik. Tüm yol boyunca aklı bıldırcınlarda kalan ve yediği alabalıkla tatmin olmayan Seçocan, buraya varır varmaz, oradaki restorana bıldırcın olup olmadığını sordu. Var cevabıyla gözlerinde oluşan ışıltıyı görmeliydiniz. Restorandaki çocuk önce şelaleye inmemizi tavsiye etti, böylece daha da acıkabilirsiniz dedi. Benim şelaleye ulaşmak ne kadar sorusuna aldığım 40-45 dk cevabını, bıldırcının pişme süresi diye anlayan Seçocan biran panik oldu. Neyse ki sonra konu netleşince, aşağıya doğru yola koyulduk. Burası epey bir basamakla – ki bazı yerlere basamak demek biraz zor- aşağıya doğru inen bir kanyon. Aşağıya indiğinizde daha rahat yürümek için çok cüzi bir miktara lastik ayakkabı kiralayabilirsiniz. Açıkçası çoğunlukla suların içerisinden ve kayalıklardan yürüyeceğiniz için özellikle parmak arası terlik bu coğrafyaya pek uygun değil. Bir 30-35 dakikalık zorlu yürüyüş sonunda, yola devam edebilmek için içine girmek zorunda olduğunuz bir su birikintisi ile karşılaştık. Havanın da kararmaya başlaması, benim o su birikintisine girme isteğimin kaçmış olması ve de özellikle Seçocan’ın aklından çıkmayan bıldırcın ile geri dönmeye karar verdik.  Aslında çok da eti olmayan zavallı bıldırcınlarımızı ve anne tipi patates kızartmalarımızı yedikten sonra, bugünkü son durağımız olan ve tatilimizin kalan kısmını geçireceğimiz Kaş’a doğru yola çıktık.

Yolun bazı kısımlarında yol çalışması olması nedeni ile Kaş’a varışımız tahminimizden uzun sürdü. Kaş’ta seçtiğimiz otel, yarımadada yer alıyor ve marinaya bakıyor. Gece vardığımız için, etrafı pek keşfedemedik. Ancak otelin çalışanları geç saat olmasına rağmen bizi muhteşem karşıladılar. Lukka Otel 2011 sezonunda yeni açılmış. Biz de ilk misafirleri olmaktan dolayı çok mutlu olduk. Lukka, Kaş’ın meşhur kayalıklarında yer alan, muhteşem manzaraya sahip ve mor-beyaz renklerin ağırlıklı olduğu dekorasyonu ile çok güzel bir otel. Otelin kendi havuzu da var, ancak bizim pek havuzla aramız yok. Her ne kadar ulaşmak için epey bir basamak inseniz de asıl muhteşem olan denizi… 

   

Kaş’taki ilk günümüzde, daha doğrusu gecesi diyelim, şöyle bir tur atmak ve ertesi günkü yat turuna karar vermek için Kaş’ın merkezine doğru yola çıktık. Yola çıktık demem bakmayın, merkeze ulaşmak yaklaşık 10 dk. Hemen sahilde bir otopark var, buranın güzel yanı günde bir kez ödeme yapıyorsunuz. Fişinizi sakladığınız sürece, gün içerisine birkaç kez girip çıkabilirsiniz. Umarım bu uygulama ilerleyen zamanlarda değişmez, buradan yanlış bilgi vermiş olmayayım. Kaş, taş sokakları ve kendine has mimarisi ile küçük bir sahil kasabası. Biz Temmuz başında orada olduğumuz için henüz yoğun kalabalığa yakalanmadık. Sanırım o yüzden Kaş’ı en güzel hali ile yaşama fırsatını yakaladık :)  

Ertesi gün, bir gün önceden rezervasyon yaptırdığımız yata, gölge bir yerler bulabilmek için biraz erken gittik. Seçocan’ın Göcek’teki sitemlerinden dolayı, önce yakındaki bir markete gidip atıştırmalık bir şeyler aldık. Tabii ki yüzmekten ve uyumaktan aldıklarımızı yemeye çok da fırsat bulamadık. Hala oradan aldığımız bisküviler evde duruyor :)

Yat turumuz Kaş’ın muhteşem koyları ile gerçekten çok güzel geçti. Genel olarak tüm yatların hepsi hemen hemen aynı koylara uğruyorlar. O nedenle, yatlardan herhangi birini seçebilirsiniz. Tur esnasında uğradığımız Kaleköy’de, hayatımda yediğim en lezzetli şeftalili dondurmayı yedim, kesinlikle denemenizi tavsiye ederim.

Akşam epey yorulmuş olarak otele döndükten sonra, akşam yemeği için internette araştırmalara başladık. Tatil bizim biraz yoğun bir döneme gelince, önceden ödevimi (!) yapamadım. (Nedense hep ben çalışmak zorundayım. Neyse ki ödemeyi ben yapmıyorum :) ). İnternetten baktığınızda hemen karşınıza belli başlı restoranlar çıkıyor. Biz de Kaş’taki kalan 4 günümüzü farklı restoranları deneyerek geçirmeye karar verdik. İlk gün adresimiz Bahçe Balık oldu. Burası klasik bir balık restoranı. Bizimle ilgilenen bayan çok güler yüzlü ve samimiydi. Gerçekten yemekler de dâhil orada olmaktan büyük keyif aldık. Kaş’ın en bilinen tatlarından biri balık köftesi. Yalnız baştan söyleyeyim, balık sevmiyorsanız, ya da ben öyle düşünüyorum, Kaş’ta çok yemek yeme şansınız olmayabilir… Bahçe Balık’ta çeşitli mezeler, balık köftesi ve ahtapot ızgarayı başlangıç olarak sipariş ettik. Ahtapot ızgara, gerçekten muhteşemdi. Sanırım daha önce bu kadar lezzetlisini yememiştim. Ana yemek olarak da mercan yemeye karar verdik. Öncesinde çok fazla yemiş olmamdan kaynaklanıyor olsa gerek ne yazık ki mercandan çok tat alamadım. Zaten bence balık yemeğe gittiğinizde ya meze ve atıştırmalıklar yemelisiniz ya da sadece balık. İkisi birlikte oldu mu işin ucu kaçıyor. Güzel ve uzun süren bir akşam yemeğinden sonra, yatta da yorulmuş olmamızdan dolayı direk otele dönmeye karar verdik. Kaş’la ilgili okuduğum bloglardan birinde şöyle yazıyordu: “ eğer ki eller havaya Serdar Ortaç dinlemek istiyorsanız, yanlış yerdesiniz…” Gerçekten Kaş, bu anlamda yapısını bozmamış bir yer. En kalabalık ve popüler mekanı Mavi Bar. Orası da antika sandalyelere oturduğunuz aslında kahvehanenin bar versiyonu… Kaş maceramızda bir gece de buzlu bademimizi alıp, Mavi Bar’da da oturduk. Geleni geçeni izlemek epey keyifliydi.

Ertesi günü, bir önceki gün yat turunun verdiği yorgunluk ile otelde geçirmeye karar verdik. Otelimizin muhteşem denizinde öğlene kadar vakit geçirdikten sonra, bir öğle yemeği ve öğle uykusu molası verip, akşamüstüne doğru, Kaputaş plajına doğru yola çıktık. Yaklaşık 20dk süren yolculuktan sonra Kaputaş’a vardık. Buranın gözalan mavilikteki denizi yıllardır aklımdadır. Sanırım son geldiğimde çocukluktan olsa gerek merdivenlerden aşağıya inmek epey bir uzun sürmüştü. Aşağıya inip, denizin ve dalgaların tadını çıkardıktan sonra, yolu yarıladığımızı fark edip Kalkan’a gitmeye karar verdik. Mesafeler aslında birbirine o kadar yakın ki, bir gün içinde birçok yere gidip gelebiliyorsunuz. İşte tatil bu! 

Kalkan, Kaş’tan çok daha küçük, gece manzarası ile Portofino ile yarışacak güzellikte bir sahil kasabası. Kaş’a göre daha çok yabancı turistlerin uğrak mekanı. Sahilde biraz dolandıktan sonra, deniz kenarında bulunan bir çay bahçesine oturup çay içmeye karar verdik. Ancak dayanamadık ve yanına bir de waffle söyledik. Uzun zamandır yediğim en lezzetli waffledı. Mutlaka Kalkan’a giderseniz uğrayın, adını hatırlayamıyorum ama bahsettiğim yer Sahil’in sonunda hemen denizin kenarında hatta biraz otantik havası olan bir kafe. Mutlaka görürsünüz. 

Kalkan’da güneşi batırdıktan sonra, otele doğru yola çıktık. Akşam yemeği için planımız bir gün önceden gözümüze kestirdiğimiz Üzüm Kızı Meyhanesi. Burası Rum bir teyze tarafından işletilen sevimli bir meyhane. Muhteşem rum mezelerini, yine rum aksanı ile söylenen şarkılar eşliğinde yiyebilirsiniz. Burada değişik olarak denemenizi tavsiye edeceğim yemek balık kokoreç. Gerçekten tadı çok lezzetli, sunumu muhteşem. 

Veee Perşembe büyük gündü. Tüm cesaretimizi toplayarak Salı akşamı rezervasyon yaptırdığımız Dragoman ekibi ile dalmaya gidecektik. Sabah, otelde gayet lezzetli, omletli ama özünde hafif bir kahvaltı yaptıktan sonra, Kaş merkeze gittik. Dalış teknesi ile yola çıktıktan sonra, ilk defa tüplü dalış deneyecek olmanın verdiği heyecanı birbirimizi motive ederek gidermeye çalıştık. Yaklaşık 15-20 dk’lık bir ön eğitimden sonra (bu arada tekneye gitmeden önce Dragoman’ın ofisine gidip, orada da bir film eşlinde eğitim alıyorsunuz – kendileri bu konuda gayet profesyonel çalışıyorlar) dalış kıyafetlerimizi giydik. Üstümüze bağlanan ağırlıklar ve son olarak tüpün takılması ile kendimizi suya bıraktık. Her ikimiz için ayrı birer eğitmen verildi ve suyun altındaki 20 dk boyunca onlar bizi hiç bırakmadılar. O kadar ağırlıkla kolaylıkla suya batacağımı düşünürken, en çok zorlandığım şey dengede duramamak ve batamamak oldu. Sanırım çok hafifim:) Hep tüple en çok tedirgin olduğum şey ise suyun altında yeterince nefes alamamaktı. Ama inanılmaz, sanki doğal ortamımdaymışım gibi nefes aldım ve 20 dk nasıl geçti hiç anlamadım. Tek kelime ile muhteşemdi. Eğer herhangi bir engeliniz yoksa, en azından deneme dalışı yapmanızı tavsiye ederim.

 Dalış sonrasında, gördüğümüz güzelliklerin etkisi ile merkeze geri döndüğümüzde acıkmış olduğumuzu fark ettik. Aslında bir gün önceden programımızı yapmıştık bile :)  Kaş’ta Bi Lokma diye çok güzel bir restoran var, tamamen ev yemeklerinden oluşan bir menüsü ve gittiğinizde mantı yaparak sizi karşılayan sahipleri ile muhteşem bir atmosfer. Bizim tercihimiz eski çocukluk yaz günlerimizi hatırlatan denizden sonra yediğimiz köfte-patates ve makarna, bol salata oldu. Burada afiyetle karnımızı doyurduktan sonra, üzerine tatlı olarak bir dondurma götürüp, biraz dinlenmek ve sıcağı atlatmak için otele geri döndük. Akşam yemeği için plan Kaş’ın meşhur mezelerinin olduğu Bahçe restoran. Bahçe restoran, mezeleri ile ünlü bir yer. Onun için oraya gittiğinizde birçok Ege ve Akdeniz mezesi tadabilirsiniz. Balık köftesi muhteşem ve ana yemek olarak kâğıtta kılıç balığını tavsiye ederim. Egeli olarak mezeler bize çok farklı gelmedi, itiraf ediyorum :) Yemeğimizi yedikten sonra, yoğun bir gün geçirmiş olmanın verdiği tatlı yorgunluk ile gece yarısından önce otele vardık.

Cuma, aslında tatilimizin son günü sayılabilirdi. Ertesi gün dönüş vakti. Ben hep tatillerden Cumartesi dönmek istemişimdir. Pazar günü, tatil modundan çıkıp kendimi iş ve Pazartesi sendromuna hazırlamam gerekir. Cuma günü, otelin ve muhteşem denizin tadını çıkarmaya karar verdik. Hatta öğlen odaya gidip, güzel de bir öğle uykusu çektik:)İşte bu benim tatilde yapmayı en çok sevdiğim şeylerden biri… 

İnternette çokça okuduğum, mutlaka güneşin batışını Kaş’ta Dejavu’da izlemelisiniz diyenlere uyarak yemek öncesinde biraz daha erken bir saatte, güneş batmadan önce Kaş’a gittik ve zar zor da olsa Dejavu’da kendimizde bir yer bulduk, güneşi dağın arkasından batırdık… Ancak ne yalan söyleyeyim, güneş hiçbir yerde Kordon’daki kadar güzel batmıyor… Ne de olsa orada denizle güneşin birleşmesini izleyebiliyoruz… 

Kapanış yemeğini Kaş’ın en bilinen ve eski balık restoranı olan Mercan’da yemeye karar verdik. Burayı enteresan kılan özelliklerinden biri, girişte bir sandal üzerine kurdukları tezgâhtan taze olarak balıklarınızı ve deniz ürünlerinizi seçebiliyorsunuz. Seçocan, tezgahta duran ama hiç albenisi olmayan bir deniz canlısına gözünü dikti. İsmi karavida olan bu kabuklu deniz canlısı, özellikle Kaş yöresinde bulunuyormuş. Merakımızdan denemeye karar verdik, üstüne de güzel bir levrek sipariş ettik. Karavida ızgara olmuş şekilde servis edildi. Sanırım bu kadar lezzetli bir et yememiştim. Muhteşemdi. Kendisi biraz çirkin ama eti çok lezzetli, eğer sezonunda bulabilirseniz, mutlaka denemelisiniz.

Yaz tatilimizi Kaş’tan Izmir’e yaklaşık 5 saat süren bir geri dönüş yolculuğu ile sona erdi. Ama hala oradaki güzelliklerin tadı damağımızda kaldı… Gidemediğimiz bir yer Meis Adası kaldı… Sanırım orayı görmek için, bir Kaş turu daha yapabiliriz.

Ülkemizin bu güzelliklerini imkânınız ve zamanınız varsa mutlaka görmelisiniz derim.

Sevgilerimle,

Funda

Faydalı olabilecek linkler

www.lukkahotel.com

www.meskenotel.com

www.dragoman-turkey.com

Share

BAYRAM HEDİYESİ VE PATATES RÖSTİ

2011
11.06

 Uzun süredir almak istediğim ama bir türlü karar verip alamadığım Moulinex Fresh Express’i Seçocanım bayram hediyesi olarak alınca çocuk gibi sevindim. Marifetleri bir yana küçük ve sevimli olması benim için en cezbedici yanıydı. Özellikle benim gibi bazı meyve sebzeleri doğramakta ya da rendelemekte tembel biriyseniz mutlaka bu tür aletleri el altında bulundurmanızı tavsiye ederim.(Sanırım Seçocan da salatalarda havucu artık dilimlenmiş yemekten sıkıldı:)) Açıkçası ben Fresh Express’i yeni kullanmaya başladığım için düşüncelerimi ilerleyen zamanlarda sizinle paylaşmaya devam ederim. Ama ilk kullanımdan çok memnun kaldığımı söylemek isterim.

 Ürünle birlikte çok lezzetli ve sağlıklı tarifler içeren bir de yemek kitabı geldi. Hemen içinden yapması kolay hem de çok lezzetli görününe Patates Rösti’yi denedim. Sonradan öğrendim ki bu aslında İsviçre’nin milli tatlarından biriymiş. Hatta Almanya’da da çok tüketiliyormuş. O kadar Almanya’ya gidip geliyorum ama ben ne yazık ki bu güzel tatla hiç karşılaşamamışım. Belki de genelde Almanya’da patates salatasını tercih ettiğim için diğer patates çeşitlerine bakmamışımdır. Neyse, ben sizinle tarifi paylaşayım. Kitapta yazanının dışında ben de kendim bir iki tat ekledim, Seçocan bayıla bayıla yedi:)

 Malzemeler:

3-4 adet orta boy patates

8-10 dal maydanoz

50gr tereyağ

2 yemek kaşığı zeytinyağı

Tuz

Karabiber

Muskat cevizi (toz halinde)

Sarımsak tozu (ben tozunu kullandım, genelde bu tür yemeklerde toz kullanırsanız daha yoğun bir sarımsak tadı alabiliyorsunuz.)

 Yapılışı:

Önce patatesleri sert kalacak şekilde haşlıyoruz. Daha sonra haşlanan patatesleri rendeliyoruz. İşte bu noktada ben fresh expressi kullandım, çok hızlı ve pratik. Rendelenmiş patatesleri, ince doğranmış maydanoz, tuz, karabiber, muskat cevizi ve sarımsak ile birlikte karıştırıyoruz. Patatesleri ezmemeye dikkat edilmeli. Tavaya (ben yaklaşık 26cm büyüklüğünde seramik tava kullandım.) tereyağ ve zeytinyağı ekleyip, biraz kızdırıyoruz. Yağ ısındıktan sonra patates karışımını tavaya ekleyip, omlet gibi tavaya yayıyoruz. Tavanın üstüne bir kapak kapatırsanız, yağın sıçramasını önleyebilirsiniz. Yaklaşık 10 dk böyle pişirdikten sonra (tavanın kenarlarından alt tarafın kızardığını anlayabilirsiniz) bir tabak yardımı ile patates röstiyi ters çevirip, öteki tarafı da kızartıyoruz. Gayet kolay, ve çok lezzetli bir yemek. Özellikle etlerin yanında garnitür olarak kullanabilirsiniz. Afiyet olsun:)

Share

İŞTE MÜTHİŞ HAMBURGERLERİMİZ…

2011
06.02

Seçocan’la yaklaşık iki hafta süren sağlıklı beslenme sürecimizin sonunda kendimizi ödüllendirmek için Pazar günü hamburger yapmaya karar verdik. İtiraf etmem gerekirse hayatımda hiç köfte yapmamıştım. O nedenle hamburger köftesi de nasıl yapılır bilmiyordum. Internetten bulduğum bir kaç tarif sonucunda, Seçocan ile kendi köftemizi yapmaya karar verdik. Mutlaka deneminizi tavsiye ederim, çok lezzetli oldu :)

Malzemeler:

Yarım kilo dana kıyması

Yarım soğan

3 diş sarmısak

1 yemek kaşığı hardal

2 yemek kaşığı ketçap

Karabiber

Tuz

Kimyon

Domates

Marul

Ketçap-Mayonez-Hardal

Soğan

Turşu

 

Yapılışı:

Soğanı ve sarmısağı çok küçük olacak şekilde doğruyoruz. Soğan suyunu bırakmasın diye rondodan geçirmedim. Bunları kıymaya ekleyip, hardal, ketçap, tuz, karabiber ve kimyonu da koyup, iyice yoğuruyoruz ve şekil veriyoruz. Biz 7 köfte çıkarmayı başardık. Köftelerimiz biraz şişko oldu :) Izgarada köftelerimizi pişirdikten sonra, içine istediğiniz her malzemeyi koyup, hamburgerinizi hazırlayabilirsiniz. Ve tabii ki yanına koca bir tabak patates kızartmasıyla :)

Afiyet olsun…

Funi

Share

MUTFAKTA BİR HAFTASONU DAHA…

2011
06.02

Yaklaşık iki haftasonu evden ayrı kaldıktan sonra, bu haftasonu evde olmanın keyfini çıkardım ve aşağıdaki markete inmek dışında dışarıya adım atmadım :) Hoş evde yazlıkları çıkarma-kışlıkları kaldırma işleri de başladığı için aslında biraz da yorucu bir haftasonu oldu. Ama aynı zamanda mutfağımda biraz vakit geçirebildiğim için bana iyi geldi.

KAKAOLU & PORTAKALLI KURABİYE

Aslında bu kurabiye tarifini aldığım sitedeki resim ile benim kurabiyelerimin tipi hiç birbirine benzemiyor. Sanırım verilen tarifte un miktarında bir eksiklik var. Ancak ben bu hali ile de çok beğendiğim için, içine koyduklarımı aynen ölçüleri ile veriyorum.

Malzemeler:

1 su bardağı un

¼ su bardağı kakao

1 çay kaşığı kabartma tozu

¼ su bardağı ince çekilmiş şeker – süzgeçten geçirdim :)

2 yemek kaşığı oda sıcaklığında tereyağ

1 adet yumurta

2 yemek kaşığı portakal suyu – ben bir portakal kabuğu rendesi de ekledim.

Pudra şekeri

Yapılışı:

Tüm malzemeleri karıştırıp, buzdolabında yarım saat kadar bekletiyoruz. Ele yapışan biraz yumuşak bir hamur olduğu için mikser ile de karıştırılabilir. Daha sonra bir kaşık yardımı ile yağlı kağıt serilmiş tepsiye kurabiyelerimizi koyuyoruz. Önceden ısıtılmış 180 derece fırında 15-20dk pişiyoruz. Piştikten sonra, üzerine bolca pudra şekeri serpiyoruz.

İnce ama yumuşak, ve çok lezzetli oluyor.

 

MİLFÖY HAMURU İLE KRUVASAN

Bu da tamamen benim Pazar sabahı aklıma gelen uydurma bir tatlı oldu :) Reçel yerine, taze meyve veya tahin ile yapılırsa daha başarılı olabilir diye düşünüyorum.

Malzemeler:

İstediğiniz kadar milföy hamuru

Reçel  (ben böğürtlen reçeli kullandım)

Pudra Şekeri

Yapılışı:

Oda sıcaklığında yumuşayan milföy hamurunu inceltiyoruz. İçine reçel sürüp, rulo yaptıktan sonra kendi içinde doluyoruz. Önceden ısıtılmış 200 derece fırında üstü kızarıncaya kadar 20-25 dk pişirip, üzerinde bolca pudra şekeri döküyoruz. Kahvaltı için kolay ve lezzetli bir tatlı oldu :)

 

GİRİT KABAĞI DOLMASI

Girit kabaklarını hep çok sevmişimdir. Şekillerinin güzelliği kadar tadı da çok lezzetli olur. Benim kabaklarım biraz büyük olduğu  için, ikiye bölerek dolma yaptım. Kabakların oyduğum içlerini kalan iç malzeme ile de pişirdim.

Malzemeler:

4 adet girit kabağı (küçük bulursanız adedi arttırın)

1 su bardağı pirinç

1 çay bardağı zeytinyağı
1 yemek kaşığı salça
3 domates
Bolca kuru nane
Tuz-Karabiber

1 kuru soğan
Üzerlerine koymak için 2 adet domates

Yapılışı:

Kabakları ikiye bölüp, içlerini oyuyoruz. Dediğim gibi küçük girit kabağınız varsa, ikiye bölmenize gerek yok. Ayrı bir kabta yıkanmış pirinci, küçük küçük doğranmış domates ve soğanı, ve diğer tüm malzemeleri karıştırıyoruz. Kabakların içini, harcı ile doldurup, tencereye yaklaşık 1 su bardağı su ekliyoruz. Biraz daha zeytinyağı koyduktan sonra, su kaynayana kadar yüksek ateşte, kaynadıktan sonra kısık ateşte pirinçler ve kabak pişene kadar pişiriyoruz. Pişen kabaklarımızı fırın kabına alıp, üzerlerine domates dilimleri koyuyoruz. Grill fonksiyonunda yaklaşık 10-15 dk üstü kızarana kadar fırında pişiriyoruz.

 

YOĞURT SOSLU BULGUR KÖFTESİ

Bulgurun her türlü yemeğini çok severim. Bu tarifi ve iştah açıcı resmini görünce hemen denemeye karar verdim. Yalnız bulgur hazmı zor bir yiyecektir, o nedenle mümkünse akşamları yememenizi tavsiye ederim.

Malzemeler:

1 Su Bardağı İnce Bulgur
1 yumurta
2 Yemek Kaşığı Tereyağı
1,5 Çay Kaşığı Tuz
3-4 yemek kaşığı un
haşlamak için sıcak su
Üzerine sarmısaklı yoğurt
2 yemek kaşığı ev salçası
½ çay bardağı zeytinyağı

Yapılışı :

Öncelikle kısır yapar gibi, bulgura sıcak su ekleyip, üzerini kapatarak yumuşatıyoruz. Bulgur yumuşadıktan ve suyunu iyice çektikten sonra içine tereyağ, un, yumurta ve tuz koyarak yoğuruyoruz. Ele yapışmayacak kıvama geldiğinde küçük toplar yapıyoruz. Ben toplar yapışmasın diye unlu bir tepsiye koydum. Bir tencerede su kaynatıp, köfteleri kaynamış suya atıyoruz. Köfteler yukarı çıkınca, tencereden alıp, biraz ılınmasını bekliyoruz. Servis yaparken üzerine sarmısaklı yoğurt ve salça sosumuzu koyuyoruz. İstersen üzerine nane de atabilirsiniz.

 

Afiyet olsun…

sevgiler,

Funi

 

Share

FIRINDA BEŞAMEL SOSLU ET VE ISPANAK SALATASI

2011
05.26

İşlerimin yoğunluğu, düğün telaşemiz derken yine blog yazılarıma ara vermek durumunda kaldım. Aslında yazılacak çok şey var aklımda ama işte zaman yaratmaya çalışıyorum hepsini toparlamak için…

Bu yemeği ve salatayı yapalı da epey bir oldu, ben ancak tarifimi paylaşabiliyorum. İkisi de çok lezzetli oldu, birbiri ile de çok uyumlu olduklarını düşünüyorum. Yine benim demir eksikliğimden kaynaklı hazırlanan bir menü bu aslında. Doktorumdan aldığım bilgiye göre, eti mümkün olduğunca koyu yeşil yapraklı sebzeler – ıspanak buna en iyi örnek – ile tüketmek gerekiyormuş. Bir de demir içeren besinleri süt ürünleri ile birlikte yememek gerekiyormuş. Bu nedenden sanırım, yıllardır ıspanağı yoğurtsuz yemelisiniz diye oradan burdan duyarım. Ama yoğurtsuz da ıspanak mı olur? :)

Öncelikle fırında beşamel soslu et tarifimi vermek istiyorum. Verdiğim ölçüler iki kişi için :)

Malzemeler:

250 gr kuşbaşı et – ben dana eti yiyebiliyorum ama dilerseniz kuzu etinden de yapabilirsiniz

1 adet soğan

3 adet orta boy patates

Un

Süt

Zeytinyağı

Kekik

Tuz – Karabiber

Kimyon

Yapılışı:

Öncelikle etlerimizi zeytinyağı ile beraber düdüklü tencerede kırmızılı gidene kadar hızlıca yüksek ateşte kavuruyoruz. (Bu yöntemi kayınvalidemden öğrendim, o bu işleme mühürlemek diyor, gerçekten et daha lezzetli oluyor.) Daha sonra istediğiniz kadar kaynar su koyup, düdüklü tencerede pişiyoruz. Ben ikinci halkadan sonra 15-20dk kısık ateşte pişiyorum, lokum gibi oluyor :) Etler pişerken, soğanı ve patatesleri küp küp doğrayıp, bir tencerede zeytinyağı ile birlikte kavuruyoruz. Patatesler biraz yumuşasa yeterli olur. Etler piştikten sonra fırın kabına önce etlerimizi koyup, üzerine, biraz kimyon, tuz ve karabiber ekliyoruz. Etlerin üzerine patates-soğan karışımını da koyuyoruz. Ayrı bir sos kabında zeytinyağı, un, et suyu ve az miktar süt ile beşamel sosu hazırlıyoruz. Ben beşamel sosunu hem göz kararı hazırlarım, onun için ölçü veremedim. Ama bu yemekte önemli olan beşamel sosunun et suyu ile hazırlanıyor olması. Beşamel sosunu da yemeğe ekledikten sonra, üzerine bolca kekik atıp, 200 derece fırında yaklaşık 20-25dk pişiriyoruz. İsterseniz üzerinde peynir de koyabilirsiniz.

Ispanak Salatası

Malzemeler:

Bi r bağ ıspanak

Yarım nar – ayıklanmış

Bir avuç ceviz

Zeytinyağı

Tuz

Nar Ekşisi

Yapılışı:

Yıkanmış ıspanakları çok iri olmayacak şekilde doğrayıp, içine yarım nar tanelerini ekliyoruz. Cevizleri elimizde kırıp ekleyebiliriz. İstediğiniz kadar zeytinyağı, tuz ve nar ekşisi koyabilirsiniz. Ispanağın buruk tadı nar ile muhteşem oluyor. Belki bu burukluğu alması için yeşil çok ekşi olmayan elma da eklenebilir.

Afiyet olsun…

Funi

Share

GÜZEL BİR CUMARTESİ GÜNÜ…

2011
05.12

Geçtiğimiz haftalarda, eşimin çocukluk arkadaşları Aslı ve Hande bizi ziyarete geldiler. Aslında bu bir bayanlar buluşması olduğu için Seçocan katılmadı :) Kayınvalidem, annem ve Aslı’nın biricik oğlu Berk ile birlikte çok güzel bir Cumartesi günü geçirdik. Epey yoğun bir işim olduğu için maalesef çok fazla misafir davet edemiyorum. Ama misafirim geldiği zaman da mutfakta bolca vakit geçirip, yeni tarifler denediğim için benim için bir zevk oluyor. Kendim de yemeği sevdiğim için, özlediğim ve merak ettiğim tatları hazırlamaya çalışıyorum elimden geldiğince…

işte o günden kalan, bizim bayılarak yediğimiz tarifler…

Çikolatalı Muzlu Kurabiye

Malzemeler:

2 adet muz – iyice olgunlaşmış

Yarım paket damla çikolata

1 tatlı kaşığı tarçın

Yarım paket margarin (yumuşak)

1 yumurta

1 su bardağı toz şeker

1 paket kabartma tozu

1 paket vanilya

Alabildiğine un (hamur elinize yapışmayacak kıvamda olmalı)

Üzerini süslemek için ceviz

Yapılışı:

Açıkçası ben kurabiyeyi yaparken  malzeme sırasına pek uymuyorum ama genelde ilk işim yumurta ve şekeri çırpmak oluyor. Daha sonra yağı, muzu ve çikolataları ekleyip, üzerinde un, kabartma tozu, vanilya ve tarçını koyup, ele yapışmayacak kıvama gelene kadar yoğuruyoruz. Yağlı kağıt serilmiş tepsiye ceviz büyüklüğündeki kurabiyelerimizi koyup, üzerlerini ceviz ile süslüyoruz. 175 derece alt-üst pişirmede yaklaşık 30-35dk, renkleri hafif pembeleşinceye kadar pişiyoruz.

Baklava Yufkasından Börek

Aslında bu tamamen yufkasızlıktan ortaya çıkan bir börek oldu. Tabii Cuma günü akşam saati yufkacıya uğrayınca, hiç yufka bulamadım maalesef. Sağolsun yufkacı bana bu baklava yufkalarını tavsiye etti.  İyi ki de etmiş, börekler fırından çıktığında çıtır çıtır hali ile hepimizi cezbetti. Hatta eşim, normal yufka böreğinden daha lezzetli olduğunu bile söyledi. Denemenizi tavsiye ederim.

Malzemeler:

1 paket hazır baklava yufkası

Yarım çay bardağı sıvı yağ

1 çay bardağı süt

2 yumurta (1’nin sarısı üstüne sürülecek)

250gr lor peyniri

3 adet domates

1 bağ maydanoz

Tuz

Karabiber

Yapılışı:

Sıvı yağ, süt ve 1 yumurta (diğer yumurtanın akını da ekleyebilirsiniz) karıştırıp, yufkaların içine sürüyoruz. Çok ince bir yufka olduğu için, çok ıslatmamak lazım. Nişasta ağırlıklı olduğu için hemen yırtılabiliyor. Sigara böreği gibi, içine peynir, domates, maydanoz, tuz ve karabiber karışımı ekleyip, sarıyoruz. Yağlı kağıt serilmiş tepsiye dizdikten sonra üzerinde yumurta sarısı sürüp, ortasını bıçakla kesiyoruz. (Normalde bu yufkada daha başarılı oluyor, daha güzel açılıyor. Baklava yufkasında o kadar başarılı olmadı maalesef). 200 derece alt-üst pişirmede 30-35 dk, kızarana kadar pişiriyoruz.

Pembe Kısır

Kısırı hep çok sevmişimdir. Yapılışı çok kolay olmasına rağmen anneme hep zor gelmiştir, ve kısır benim küçüklüğümde hep başkalarında yenen bir yiyecek olmuştur :) O nedenle yemek yapmaya başladığımda ilk öğrendiğim şeylerden biri de kısır yapmak oldu. Pembe kısırın tarifini de kayınvalidemden aldım. Fotoğraflarda rengi çok belli olmamış ama yaparsanız, bu pembeliğe dayanamazsınız. Tam bir fuşya :) Şimdi gelelim nasıl yaptığımıza.

Malzemeler:

3-4 adet kırmızı pancar

Elma sirkesi

1 su bardağı ince bulgur

3-4 adet yeşil soğan – yeşillikleri ile

Dere otu

Maydanoz

Limon suyu

Zeytinyağı

Tuz

Yapılışı:

Önce pancarları, suyun içine 2-3 çorba kaşığı elma sirkesi koyarak haşlıyoruz. Daha sonra haşladığımız pancarların suyu ile ince bulguru ıslatıyoruz. Ben ıslatırken tuzu da ekliyorum. Islatmak için kullandığımız su miktarı için bir ölçüm yok, genelde bulgurların üzerini biraz geçecek kadar pancar suyu koyuyorum, üzerine bir tabak kapatıyorum. Bulgurlar suyunu çektikten sonra içine ince doğranmış yeşil soğanı, maydanozu ve dereotunu koyup, limon suyu ve zeytinyağını ekliyoruz. Servis yaparken pancarları da etrafına kesip koyabilirsiniz. Gerçekten hem görünüşü hem de tadı açısından çok lezzetli. Mutlaka denemenizi tavsiye ederim. Hatta pancar yemeyen arkadaşlarım bile buna bayıldılar.

Kırmızı Pancar: A, B, C ve P vitaminleri ile potasyum, sodyum, magnezyum, fosfor, çinko, demir, kalsiyum, brom ve bakır minerallerini içerir. Mide ağrılarını ve ekşimelerini azaltır. Karaciğerin düzenli çalışmasına yardımcı olur ve kansızlığı giderir. Sinirleri yatıştırır. Kırmızı pancar suyu kansere karşı iyi bir koruyucudur.

Sebzeli – Mayonezli Tavuk

Kendim yaptım diye demiyorum, ama muhteşem oldu. Mutlaka denemenizi tavsiye ederim. Tarifi www.portakalagaci.com sitesinden almıştım, ama ben içine sarmısak, salatalık ve pul biber koymadım. Bu arada resmini çekmeyi unutmuşum :(

Malzemeler:

1 adet tavuk göğsü

1 adet havuç

2-3 adet yeşil biber

2-3 adet taze soğan

1 kase mayonez

yarım demet dereotu

1 – 2 kaşık yoğurt

tuz

karabiber

Yapılışı:

Haşlanmış tavuğu elimizle küçük parçalar halinde lif lif ayırıyoruz. Havucu, biberleri, yeşil soğanı ve dereotunu mümkün olduğunca küçük doğruyoruz. Havucu ve dere otunu rondodan geçirdim. Mayonez, yoğurt, tuz, karabiber, sebze karışımını ve tavuğu bir kapta güzelce karıştırıyoruz. Ben üstünü salatalık turşusu ile süsledim.

Profiterolüm hazır Dr.Oetker profiterolü olduğu için onun tarifini vermiyorum. Reklam yapmış olacağım belki biraz ama kesinlikle Dr. Oetker’in üzerine evde yapılabilecek daha iyi bir profiterol tanımıyorum. Kreması muhteşem. Profiterolleri yapmak ve pişirmek de çok kolay. Sadece bu sefer ben profiterolun içine bir de taze çilek ekledim. Çikolata ve çilek her zaman birbirine çok yakışır, böyle de muhteşem oldu.

İşte bunlar da bizim orda yeni açılan meze evinden aldığım kiraz kurabiyeler. Aslında yaprak sarması almaya gitmiştim, ama meze evinin sahibi teyze bana bu kurabiyelerden ikram edince dayanamadım. Tadı muhteşem. Adı Fahriye Abla Meze Evi (Karataş – Izmir) diye geçiyor ama aynı zamanda pasta, börek ve kurabiye de yapıyorlar sipariş üzerine. Açıkcası ben gelen her misafirim için bu kiraz kurabiyelerden almak isterim.

Sevgiler,

Funi

Share

YEŞİL MERCİMEK SALATASI

2011
05.12

Kırmızı et yemeyi pek sevmeyen ve ota düşkün olan birisi olarak, en son doktora gittiğimde, tahmin edileceği üzere, demir değerlerim pek parlak çıkmadı. Sağolsun doktorum, haftada iki kez et yememi önerdi, ama bununla beraber yeşil mercimeğin de demir değerlerimi arttırması konusunda yardımcı olacağını söyledi ve hayatımı kurtardı :) Şimdi hemen hemen her hafta bolca yeşil mercimek haşlayıp, çorbasıydı, salatasıydı, yemeğiydi diyerek, tüketiyorum. Tadı da çok lezzetli, salatasını yapmak da çok kolay.

Malzemeler:

Yaklaşık yarım su bardağı yeşil mercimek (haşlanacak – ben yeşil mercimeği bir gece önceden suya ıslayıp, iyice yıkadıktan sonra direk haşlıyorum. Böylece kara suyu beklerken atmış oluyorsunuz)

3 adet orta boy domates

2-3 dal taze soğan – yeşillikleri ile birlikte

1-2 adet yeşil biber

Maydanoz

Dere otu

Limon suyu

Zeytinyağı

Tuz

Yapılışı:

Salata yapar gibi tüm malzemeleri doğrayıp, yeşil mercimek ile karıştırıyoruz. İşte bu kadar basit ama bir o kadar lezzetli.

YEŞiL MERCİMEK: Yüzde 24 oranında protein bulunur. 1 kilo mercimek, -1 kilo etteki ve 1 kilo buğday ekmeğindeki albumin, karbonhidrat ve madenleri rahatça karşılar. Ayrıca A, B1, B2, C vitaminleri, kalsiyum, sodyum, potasyum, demir, fosfor, kükürt, çinko, klor, bakır, iyot, karbonhidrat içerir, Özellikle kansız, halsiz, sinirli kişilere yararlıdır. İçine et veya kıyma konulmasına gerek yoktur. Az sıvı yağ ile pişirilirse daha sağlıklı olur. Kolesterolü olanlar için risk taşımaz.

Share

FUNDA’NIN CUPCAKE’LERİ

2011
05.09

Ocak ayında doğumgünüm için kendime hediye aldığım butik kurabiye kursunu, maalesef vakitsizlikten dolayı aylar sonra cupcake kursu olarak geçtiğimiz Cumartesi gerçekleştirdim. Aslınde cupcake olduğu daha iyi olmuş bence, zaten ben hep kek yemeyi kurabiye yemekten daha çok sevmişimdir. Hem de bu kurs sayesinde şeker hamuru ile aramın pek iyi olmadığını da öğrenmiş oldum, bana krema ile süsleme yapmak daha kolay geldi :)

Cup cake kursunu Miss Pasta – Pastacılık Kursu’nun sahibi Aylin Hanım’dan aldım. Kendisi çok tatlı biri, bu işi gerçekten çok severek yapıyor. Bence çok yetenekli ve en çok hoşuma giden de gerçekten doğal malzemeler kullanıyor olması. Yani ben Cumartesi günü öğrendiklerimi evdeki malzemeler ile rahatça yapabileceğim. Benim istediğim de buydu :)

Kurs demek istemiyorum, kek yapmak ve pişirmek ve onları süslemek diyelim, çok eğlenceli geçti. Kafamı tamamen boşalttım, ve tüm konsantrasyonumu buna verdim. Çok başarılı olmasam da Aylin Hanım’ın da yardımları ile ailemde herkesin çok hoşuna giden işte bu kekleri ben yaptım :)

 

benim favorim

P.S. Eğer ilgilenirseniz Miss Pasta’nın websitesi aşağıdaki gibi. Aylin Hanım maillerinize hemen dönüyor, süper :) Kurs takvimi de internet sitesinde yer alıyor. Benim bir sonraki planım el yapımı çikolata yapımı kursuna gitmek. Benim için biraz tehlikeli olabilir, ama zaten benim bu planımı gerçekleştirmem daha bir 5 ay daha zaman alır :)

http://www.misspastam.com/default.asp

Bu arada aşağıdaki de Aylin Hanım’ın yaptığı sevimli domuz :)

 

Sevgiler,

Funi

Share

FIRINDA PASTIRMALI MENEMEN

2011
04.22

Bu aralar en çok izlediğim televizyon kanallarından biri Home TV. Amerikalı bir aşçı olan Anne Burrell’ın Secrets of a Restaurant Chef adlı yemek programın takipçisi oldum, kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim. Bazen gerçekten yapması zahmetli yemek tarifleri versede, özellikle çok başarılı salata tarifleri ve fırında pişen pratik yemek tarifleri veriyor. Internet sitesinden de kendisini takip edebilirsiniz. Özellikle italyan mutfağından tarifler veriyor. http://www.foodnetwork.com/secrets-of-a-restaurant-chef/index.html

Bu programda gördüğüm, gayet iştah kabartıcı olan fırında menemen tarifini sizinle paylaşmak istiyorum. Biz bir Pazar kahvaltısı için yaptık, ve tek kelime ile muhteşem oldu.

Malzemeler:

4 Yumurta

3 Domates

2 yeşil biber

Pastırma (isterseniz koymayabilirsiniz, ben Seçocan’ın talebi ile ekledim. Pişmiş olduğu için yiyebildim.)

Toz kırmızı biber

Zeytinyağı

Rendelenmiş Kaşar Peyniri (istediğiniz kadar)

Hadi Hazırlayalım

Aynı menemen harcı yapar gibi, rendelenmiş ya da rondadan geçirdiğimiz domatesleri, zeytinyağında hafifçe kavurduğumuz ince kıyılmış yeşil bibere ekliyoruz. Bir tatlı kaşığı kırmızı biber koyup, bu şekilde pişiriyoruz. Harcımız piştikten sonra porselen ya da cam bir fırın kabına (derin olmasına dikkat edin, epey sulu oluyor), önce harcımız koyup, üzerine pastırmayı ekliyoruz. Yumurtaları üstüne kırıp, 200 derece alt-üst pişirmede yumurtalar beyazlaşıncaya kadar pişiriyoruz. Yumurta çabuk piştiği için ben kaşar peynirini de önceden koydum. Ve yemeğe doyamayacağınız işte bu muhteşem menemeni pişirmiş oluyoruz. Afiyet olsun.

 

Share

ANDIZ KÖY SOFRASI – KUŞADASI

2011
04.08

Kuşadası Marina14 Şubat haftasonunda, otellerin  sevgililer gününe özel promosyonlarından faydalanarak yakın arkadaşlarımız ile Kuşadası’na gitmeye karar verdik. Biz Seçocan ile Çeşme’de büyüdüğümüz için Kuşadası kültürümüz biraz zayıf. Aslında annemlerin Söke’li olmasından kaynaklı, eskiden beri Kuşadası ile kopamayan bir bağımız var. Ama sorarsanız, hayatımda herhalde bir haftadan fazla  kalmamışımdır Kuşadası’nda.

Neyse ki, arkadaşlarımız küçüklüklerinden beri yaz tatillerini Kuşadası’nda geçirdikleri için, bizi haftasonu çok çok iyi ağırladılar :) (Kendimi misafir olarak kabul ediverdim.) Özellikle Pazar günü İzmir’e dönerken bizi çok güzel bir köy restoranına götürdüler. Ben de biraz buradan bahsetmek istiyorum. Restoranın adı Andız Köy Sofrası, Kuşadası’nda tam olarak nerede dersiniz maalesef tarif edemem :) Ne yazık ki yer yön duygum çok zayıf… Ama eminim ki Kuşadası’nda kime sorsanız size yerini tarif ederler. Ya da internet sitesinden de yol tarifi alabilirsiniz. Bizanslılar zamanından kalma tarihi gözetleme kulesi olan Andız kulesinin karşısında kurulduğu için bu ismi vermişler restorana.  Çok şirin, bir bahçesi olan restoranın aynı zamanda kapalı bölümü de var. Havanın güzel olmasınan faydalanarak, Ege’de yaşayan biz şanslı kişiler olarak o gün bahçede oturmayı tercih ettik.

Burada bir çok mezeyi, ev yemeklerini ve ızgaraları çeşitlerini bulabilirsiniz. Biz hepimizin acıkmış olmasından da olsa gerek, ortaya ne varsa söyledik, ızgara haricinde. Andız Köy Sofrası’nın özellikle keşkeği çok güzel olurmuş. Bununla beraber, mantı, kızartma, kuru biber kızartması (ben bayıldım ama Seçocan pek tarzı olmadığını söyledi), sarma, salata sipariş edip, sıcak bazlamalar eşliğinde bütün yemekleri bitirdik :) Tabii çok aç olduğum için, ben yemeklerin  fotoğrafını çekmeyi unuttum. O yüzden restoranın internet sitesinden aldığım bu fotoğrafları ekledim. Tıka basa yedikten sonra, benim biraz tansiyonum düştü :) O kadar yoğurt, sarmısak ve ayranın etkisi olsa gerek. O yüzden size tavsiyem, hepsini birlikte tüketmeyin :)

Yolunuz Kuşadası’na düşerse, buraya mutlaka uğramınızı tavsiye ederim. Bu arada daha fazla bilgi almak isterseniz internet sitesini de ziyaret edebilirsiniz.

http://www.andizkoysofrasi.com/

P.S.  Seçocan’ın bana 14 Şubat için hazırladığı tost tabağını da eklemeden geçemeyeceğim :) Kocam diye demiyorum, ama kendisi tabak süsleme ve masa hazırlama konusunda çok başarılıdır.

Sevgiler,

Funi

 

Share